Kıvanç Kaplan Bir Yarı Deli'nin Günlüğü

Güzel Tekirdağ

Güzel Marmara. Ihm Pardon Güzel Tekirdağ

Tekirdağ her zaman özeldir. Çok güzel bir çocukluk geçirdik. Özgüvenimiz yüksek büyüdük. Okula kendimiz yürüyüp gider gelirdik. Tabi sokak aralarından 80 km/s hızla geçen araçlar yok o dönemde. Esnaf bizi kollardı zaten. Bir şey olduğu, olacağı yok, ama eve giremedin mi, herhangi bir dükkanda otururdun. Çoğu işi kendimiz görüyorduk, öğlen yemekleri dahil.

Pardon, kimse var mııı?

Güvenli şehirdi. Esnaf cumaya veya dışarı bir işini görmeye gittiğinde dükkanı kitlemezdi be. İçeri girip, “Pardon, kimse var mı?” diye az bağırmadık hatırlarsanız. Sonraları bence insan kimyası bozuldu. Kötü insanlar arttı. Kilitler, kepenkler falan. Hatta bana göre tüm doğal mimariyi de bozan bu oldu. 1.katların, penceleri, balkonları demirlerle kaplandı. Çirkin görüntü.. Ama önlem işte mecburen, çünkü zarar veren çok..

Tarihi Tekirdağ Ahşap Evleri

Arkadaşlarımın hepsi iyi kalpliydi, hala da görüşürüz. Cihan, Murat, Altuğ.. Birbirimizin büyümesini izledik, özümüzü biliriz. Görüşemesek de, her zaman içten sarılırız biz birbirimize. Altuğ’ların ahşap evini hiç unutmam mesela Rakoczi’nin orada. Bana göre Tekirdağ’ın en güzel mahallesi. Ertuğrul Mahallesi… O evlerin bir çoğu kundaklanarak yıkıldı, çoğunu da yaktılar. Otopark haline gelmiş. Kütüphanemiz bile yıkılmış. Tarihi eserlerdi onlar..

Eski Binalardan Biri Yanarken

Bu Halde Duran Çok Sayıda Bina Var. Ahşap olduğundan kolay kolay yıkılmıyor

Belediye Yenileme Yapıyor Bir Yandan

Çevirmeli Telefonlar: Adana Çık Aradan

Birebir bu renkteydi bizim telefon.
Aynen bu renkti bizdeki

Çevirmeli telefon çağında büyüdük ama neyseki Tekirdağ’daydık, çevirmek uzun sürmezdi. Murat kendisi bile unutmuştur ama Bağkur’daki evlerinindeki telefon numarasının 3461 olduğunu hayatta unutmam. Evet 4 rakamlıydı telefonlar. bizimki 3429 du mesela. Sarı fihrist olur ya incecikti o. Ama herkesi hızlıca bulurdun.

Sevimli Şehir: Tekirdağ

Cimpiri apartmanında çocukluğum geçti, ilkokul zamanı Sinemalar Sokağı’na geçmiştik. Tekirdağ isimlendirme konusunda meşhurdur. Tekirdağ’ın küçük olduğu kadar da sevimli olması bu tabirler ile de pekişir. Topu topu 10 direğin altında olan 6 dükkanın olduğu bölge Direkler Altıdır. Tıpkı Şükran Sokak’ın Sinemalar Sokağı; İbrahim Efendi Sokak’ın da Avukatlar Sokağı diye anılması gibi. Tekirdağ küçüklüğü içinde büyüklük içerir bir anlamda.

Prestij Pizza Tekirdağ’da Köfte Kültürüne karşı senelerdir ayakta kalmayı başaran bir mekandır. Yeri hiç değişmedi, lezzeti hiç bozulmadı. Burada da Deniz Elitaş’la az Napoliten Pizza alıp Ketçap-Mayonezle sıvamadık.

10 metreyi geçmeyen Bedesten Çarşısı sizin için 100 metredir. İçinde şakacı vardır, kızkaçıranlar, torpiller, uçurtmalar gibi.

10 Tane Direk Arasında Olan Bu Bölge: Direkler Altı

Bedesten Çarşısı. İçerde Şakacı var. 10 Tane Dükkan Vardır.

Meşhur Abdi Özcan Tekirdağ Köftecisi

Prestij Pizza. Tekirdağ’da Köfte Karşısında Tutunmayı Başanmış Tek Mekandır

Sinemalar Sokağı’nda 2 tane sinema vardı. Sonraları sadece Özlem sineması kaldı orada. Ki oda yıkıldı.. Benim ilk gittiğim filmlerden biriydi Rainman. Ne kadar büyük ekran demiştim. TKM ve halk eğitimde de sinema vardı. Kolay değildi tabi vizyonları getirmek, 1-2 ay geriden izlerdik. Bazı filmler haftalarca kalırdı. Braveheart gibi. Tek film, tek sinema, haftalarca. Ama izlerdik. Bazen 2-3 kez. Sosyal aktivite ve uygun fiyataydı. Tekirdağ halkı sanatı sever ve katılır, izler destek verir.

Yoğurdun Altına Para Yapışmışmış

Trakya’nın hayvanları ve hayvancılığı farklıdır. Tekirdağ’ın Üzümü (Rakı, Şarap), Peynir Helvası, Tekirdağ Köftesi, Hayrabolu Tatlısı, İslam Büfe Sosislisi (Bunu ben ekliyorum) meşhurdur. Bunlara bir de Nohutlu Pideyi ilave etmeliyiz. Nohutlu Pide, sadece Ramazan’da çıkar. Tekirdağ Ramazan Çöreği denir. Pastanede büfede olmaz Nohutlusu. Bu Seyyar köşedeki abilerde olur. Tıpkı köyde dışardaki fırında yapılan ekmeğin, bayramlarda nohutlu yapılması gibi özeldir. Ve bu pide o kadar lezzetlidir ki, Özlem’in tabiriyle ‘Tıkız’ dır.

Valikonağı Caddesi Girişinde, Karşılıklı Bu Büfelerde Satılır Nohutlu Pide

Bunun dışında tercihler değişik olabilir ama genel olarak, meşhur olan yemekleri yerinde yemek makbuldür. Yani Tekirdağ Köftesi’ni Tekirdağ’da yiyeceksin. Abdi Özcan’ın yeri mesela güzeldir, ya da BirTat (Barbaros Yolunda), Ali de iyidir, Öge de, Vali Konağı’ndaki Özcanlar da öyle.

Doğru Servis Şekli Budur. Köfteler 5 Ad. Servis Edilir, Ki İlave Gelecek Olan 5 Köfte Sıcak Olsun

Peynir Helvasını Balkanlar Dondurmacısı’nda yiyeceksin gibi. Sakın höşmerimle karıştırmayın. O ayrı bu ayrı. Höşmerimi biz yemeyiz.

Balkan Dondurmacısındaki Efsanedir

Kiremit Tozunu, Kırmızı Biber Diye Satmak

Hayal gücüm genişti. Kırmızı kiremitleri ezip ezip toz haline getirip şeffaf poşete koyup, satmaya çalışmışlığım da vardır. Sormuşlardı da alacaklardı hatta. Ama tabi niye kandıyorsun ki insanları di mi, ama çocukluk işte. Ama şimdi öğreniyorum ki, pul biberlere kiremit/tuğla tozunu karıştırıyorlarmış. Dikkat edin.

Bedavaya Sahip Olunan Şeylerin Kıymeti Olmuyor

Kağıtçılar vardı merkezde. Kupon zamanları. Ansikolpedi furyası. Hala durur atılamaz onlar. Aylarca hergün biriktirip almışsın ya. Kültürlü olma hayali çocukların. Açılmadı ki hiç onlar…Ben yeni öğrendim bedava ya da bedel ödemeden aldıklarının kıymeti olmuyor. Buna bedava sinema tiyatro bileti de dahil. Bedava olur gitmezsin…

Ne Kadar Ansiklopedi Veren Gazete Varsa Kuponları Biriktirirdik.

Bulmacalar var gazetelerde. Onları çözeriz göndeririz. Spor toto loto oynarız. Böyle geçer zamanımız. Bir de bu kağıtçıların dükkana babamın sardığı gazeteleri Güvenç’le götürürdük, kilo ile tartarlarlar, bize para verirlerdi. Peeeh ne zamanlardı be. O para çok zengin ederdi bizi 1 günlüğüne de olsa.

Tarım Şehri

Rahatlık şehriydi, şehriydi diyorum yine genlerinde var rahatlık ama artık daha kalabalık haliyle. Nüfus artışı köyden şehre artan göç, şehirleşme, yollar, ulaşım kolaylıkları ve tarımdaki zorluklar merkezi kalabalıklaştırdı. Oysa ki Tekirdağ’ın ilçeleri merkezden büyüktü. Çorlu, Çerkezköy endüstrileşme ile daha yoğun nüfusa sahip hala, ama diğer ilçeler ve köyler neredeyse terkedildi. Yaşlı kesim yaşıyor gençler yok, ancak bayramlarda çeşme başlarında görülüyorlar. Okullar da terkedilmiş, boş duruyor köylerde. Köyde öğretmenlik yapma kavramı da artık yok sanırım. Geçim de zorlaştı köylerde. Hayvancılık endüstriyelleşti. Çiftlikler boş. Köylü üreticinin kazanmasının mümkünatı yok. Tarım Trakyanın en önemli sektörü, ikinicisi avukatlık. Evet avukatlık, neden çünkü çok fazla toprak davası var.

Tarımın eskiden iyi olması sebebi Trakya topraklarının verimli olması. Yeşili ayrı yeşildir trakyanın. Coğrafya dersi vermeyeceğim ama buğday, mısır, ayçiçeği yoğun ekilir. Türkiye’nin Ayçiçek yağ rezervinin önemli miktarını karşılar. Artık devlet politikasına göre standartlar gereği kullanmak zorunda olduğun tohumları işleyebiliyorsun. Bunlar da İsrail firmalarına ait Pioneer ve Lg markalar gibi. Trakya’da tarlaların yanından geçerken gördüğünüz o tabelalar reklam veya koruma amaçlı konan göstergeler değil. Zorunluluk. Ve bu tohumlar hibrit dediğimiz. Yani tohum vermeyenlerden. İşlenmiş doğal olmayan yani. Kısır.. Kanola da bitirmişti, bu tuz biber ekti.

Göçmenlik ve Doğal Yaşam

Rahmetli dedem (büyükbaba derdik) çiftiçiydi. Babam 2 kardeşiyle beraber köyde büyümüşler. Birtek babam o zor şartlar altında, ilçeye gidip okuyabilmiş.Kökenimiz Gagavuzya’ya dayanıyor. Osmanlı-Rus Savaşında Plevne’ye, oradan Bulgaristan üzerinden Trakya’ya geliyorlar. Bu köylere Osmanlı tarafından yerleştirilmişler. Çete ve Yunanlı eşkiyalar, çoğu köyü yağmalamış. Dedemin dedeleri de bu yağmalama sırasında katledilenlerden. Bu göç sırasında, bir bölge Bursa, bir kesim de Avcılar gibi yerlere yerlemiş. Köyde halen Bulgarca kelimelere rastlarsınız. Peçka, Aydama gibi.

Peçkadaki Yemeklerin, Böreklerin, Çayın, Kestanenin Tadı Unutlmaz

Kaynağın bol olduğu zamanları hatırlarım, dışarda fırın vardır ekmek orada yapılır. Bayrmalarda yapılan nohutlu ekmeğin lezzeti tadını hiç bişey tutamaz. Doğal yaşam köydedir, veganların buna karşı olmadıklarını düşünüyorum. Yani veganlık şu an çok konuşulur farkındaysanız. Benim de vegan arkadaşlarım var ve destekliyorum. İnsanlar veganlığı tercih edenlerin et yemeyi red ettiklerini düşünüyor ama esasen değil. Yani evet ama mantığı bu değil. Bununla ilgili bir yazı hazırlıyorum.

Meydanda Kafasında Bardak Olan Amca.

Hatırlar mısınız? Nasıl unutulur ki di mi? O abimiz senelerce Tekirdağ meydanında kafasında rakı bardağı bazen şarap şişesi ile dans etti. Kimse de garipsemedi onu, alay da etmedi.Yeri hep burdaydı. Heykelin ön tarafı.

Tabii ki ağlayan palyaço hesabı onun da acıklı hikayesi vardı. Üniversteli kızını kaybediyor sanırım.

Güzel Marmaranın En Güzel Yeri

Şarap demişken, köpek öldüren diye geçen en ucuza satılan şarap Tekirdağ’da hiç de hafife alınacak şarap değildir, tadı harikadır. Çünkü Tekirdağ ve Trakya üzüm cennetidir, en güzel üzümler buradan çıkar, senelerce Tekirdağ rakısının efsane olma sebeplerinden biri budur.

Şimdilerde yıkılan o fabrikanın yakınında otururduk ve anason kokusu hepimizi sarardı. Sattılar Tekel’i sonra, kapattılar.. Tekirdağ Rakısı da kalmadı. Dünyanın belki de sayılı olan bu bölgesindeki üzümlere yazık oldu. Yurtdışından sırf bu üzüm sularını tatmak için turistler gelirdi ona da yasak koydular. Yasaklar demişken, Devekuşu Kaberasına gidelim. Yasaklar oyununa.

Devekuşu Kaberası

Elimde Durması Gereken Basketbol Topunu Futbola İkna Ederken

Evet, bayramlıkları yeni giyinmiş çocuklar gibiyiz. İstanbul bizim için tiyatro ve alışveriş şehriydi. Yakın gözükür ama yol uzundu. Devekuşu kaberasına gittiğmiz efsane 84 kışını hiç unutmam. Yasaklardı sanırım. Ne kadar güncel konu esasında şu an bakınca..

İstanbul’un herhalde en karlı havasaydı. Dizime kadar karda yürüdüğümü hatırlarım. Her gezimizden sonra topluca büyük bir mağazaya girilirdi. Bizim için her mağaza büyüktü haliyle. Tekirdağda ihtiyaç yoktu nüfüusa göre. Biz de giyim kuşam alışverişini bu nadir zamanlarda yaptığımız için, Güvenç’le kasa öncesi taktik geliştirmiştik. Son dakika golü derdik buna. Kasadan giysiler geçerken araya beğenilen kazak vs konurdu, ‘çok güzel, ihtiyacım var’ savunması ile babam kasadaki rakamı mecbur öderdi. Sonra Tekirdağ’a dönülür bu eylemin gururlu fotosunu çekerdik. Bu da o fotolardan biri.

 

Annemin Çektiği Harika Fotoğraf

Yine bir İstanbul gezisinden annemin istemeden çektiği harika fotolardan biri. Ben sadece milli piyango şapkası takıyorum, balonları tutan ben değilim.

Uçan Balon

Balon demişken yazdığım ilk şiir balon üzerine, ama uçan balon. Yeni çıkmış. Pahalı. Ama oyuncağımız o bizim. Törene gidip elle annemlere balonu gösteririm. Çok seviyorum. Alınması için şiir yazıyorum. Annemler alıyor sonunda. İşte o şiir. Bulunca fotoğrafını çekip koyacağım buraya.

Anaokulu Travmam

Unutmadığım travmalardan biri. Anaokul öncesi yuvadayım. A sınıfındayım. Öğretmenin ismini hatırlamıyorum. Kendimiz gidip geliyoruz. Sınıfta öğrencilere her gün ertesi gün getirecekleri yazan bi kağıt veriliyor. İşte üzüm, patates falan. Annem hazırlıyor onları. Ben okula götürdüğümde herkesin başka şeyler getirdiğini görüyorum. Öğretmen bozuntusu bağırıyor bana, bi kere de vuruyor gibi hatırlıyorum hayal meyal, kağıtlardan birini çöpten alıp annemlere veriyorum ve anlatıyorum.

İşte herkes üzüm getirmiş, ben fıstık. Bundan dolayı azar yemişim sonunda da tokat. Daha önce söyleyemedim çünkü anlam veremiyorum mevzuya. Neden böyle bişey yapsın ki öğretmen. Ne kadar sinir bozucu değil mi? Önce benim sınıfımı değiştiriyorlar sonra da o kadın kovuluyor oradan.

Oysa yuvamız çok güzel Sinan, Eser, Deniz, Gökçe hepimiz beraberiz orda. Bu fotolar oradan.

 

Sünnet Travması

Diğer travmam sünnet zaten. Kardeşli olunca aynı zamanda olacak diye, daha 5 yaşına girmemişken sünnet olmuştum. Çok ağlamıştım, canım yanmıştı. Sonra o havleyle sızmışım. Benim için en eğlenceli yanı, alay yapıp, Ersin Abi’nin kırmızı manda kasa Mercedes’i ile dolaşmaktı. Kumbağ’da durduğumuz yerde, tek bildiğim kolları havaya kaldırıp, oynamayı beceriyorum..

Commodore, Amiga, PC 386SX

Kolejde Selaminin Amiga’sı vardı, Muratların Pc’si. Ben de Commodore64. Amiga’da bütün gün Civilization oynardık. Manyaklık işte. Sensible Soccer yeni çıkmıştı.

Commodore 64

Amiga 500

Murat’ın 386sx bilgisayarı vardı. DOS işletim sistemli, Bugs Bunny oyunu vardı. Böyle bir oda içerisinden çıkmaya çalışıyorduk. Sonra Hugo oyunu almıştı. Onu çok oynamıştık.

Tolga Garipoğluna: “Hugonun Da Senin De”

Commodore 64’ü ise 4 tane yer satıyordu birisi Monochrome ekranlı. Biz normalini almıştık. He-man oyunu vardı. Commandos. Daha sayamayacağım 100lerce oyun. Falcon Patrol, International Karate, GreenBeret, Krockout, PaperBoy, BoulderDash, KungFu.. 2 Tane yer vardı, Apartmanın üst katlarında biri, diğeri Bayol Pasajı tarafında. Oyun kopyalatırdık. Karışık oyunlar bir sürü. C64’te turbo oyunlar, kafa ayarları, kasetler çok fazlaydı.Bir mucit kafa ayarına ışık yöntemi bulmuştu. Mantığı çok basitti esasında. İçindeki kasedin istenen belirli hızda rahat dönmesini sağlayacak durum. Işık tam yandığında bu gerçekleşmiş olurdu. Beklerdik lan dakkalarca oyunun yüklenmesini. Renkli şeritler bir sürü. Press Play On Tape.. Ne sabırlıymışız.

Senelerce oynadık. Çok Joystick kırdık. Özellikle Wİnter Games ve Summer Games oyunlarındaki, adamı hızlı koşturmak için sağ sol yaptığın oyunlar, tam da bu sebep için yaratılmıştı: Joystick kırmak. Yaylı çıkarttılar, yaylarını kırdık.

Murat’larda da Commodore vardı önceleri. Bir keresinde bana ‘ThunderCats’ kasedini vermişlerdi. Kafa ayarı yapmaya çalışıyorum. Kırcam vidayı. Her tarafımdan ter akıyor ama okumuyor cihaz. Kıllandım, teybe taktım. Hatırlayanlar olacaktır sesi. ji jıjıjıjı falan sesler çıkar normalde. Bunda tabi başka bişey çıktı. Murat’la kardeşi Mersin oturmuş. ‘Bu kasedi alan salak ThunderCats oynayacakmış hahahaha, daha yeni çıkan filmin ne oyunu hohoho’ diyorlardı. Bak uyuz oldum şimdi Murat! Ha ama Emulator indirdim. Oyunu da kurdum. Çok da matah değilmiş. Ama o dönem çok severdim bak kesin.

Atari Salonları

O dönemde oyunlarda çok iyiydim ben. Harabelerin oradaki Atari salonunda hatrı sayılır para vermişimdir. Çok oyun bitirdim, sıralamaya girdim. Ama bilmiyordum ki her elektirk kesilmesinde, makinanın fişi çekildiğinde resetlendiğini. Ataride bağımlılık vardı, şu anda bile telefonumda oyunlar mutlaka vardır. Ama azalttım, vazgeçtim o alışkanlıktan.

10 sene öncesine kadar, Gameworld diye bir dergide, inceleme üzerine yazmışlığım da var bir dönem oyun üzerine. İyi bir gamerdım ben. Evlenince, baktım ki, kendime ve Tuğçe’ye zaman ayırmak yerine ekrana kapanıyorum, bıraktım. Sigarayı bırakmak gibi bir eylemdi benim için.

TKM Zamanları

Zamanımızın çoğu da oradaki yıkık kale gibi şeyde geçti. Bi TKM vardı bir orası zaten. TKM bizim için buluşma noktası gibiydi. Orda yoksan, harabedesin zaten. Eğlenirdik baya.

 

 

TKM karşısındaki Sami Abinin süt tozunu kim unutur mesela. Ya okuldan öğlenleri gidip, batak oynadığımız Dereağzı Bahçe Cafe. Anadolu lisesi köfte gününde gömdüğümüz 30 köfte!

Seyyar Kasetçiler ve Orhan Babacı Lostra

Kasetler ve seyyar tezgahların moda olduğu dönem. Karışık kaset yaptırmak daha paralı lütüf. Önce boş kaset raks, tdk fln alıyorsun, parça varsa doldurtuyorsun. 80ler 90ların müziği yanında, Arabesk çok moda. Ben de espri olsun diye, kaset satan abilerden poster alıyorum, Müslüm’ün, Orhan Gencebay’ın. Fotografik hafıza yeteneğimden çoğu albüm isimlerine hakimim bu yüzden.

İnsanın Mayasında Var Çingenelik

Küçük şehir olduğundan herkes birbirini tanır. Lisede çıktığın kızın daha elini tutmadan, evdekiler durumu bilir. Dedikoducu şehir denebilir belki. Kötü niyet yoktur ama. Merak sadece. Ama rahattır şehir. Dergi alır banka oturursun, yanına biri gelir. Muhabbete girecek. ‘Tarkan geliyormuş’ der, dergiyi de senle beraber okur. Normaldi bunlar. Merkezde seyyar manav tezgahındaki amca. Durup dururken göbek atmaya başlar. İnsanlar da ayrı garip, onlar da atmaya başlar. Garip bakana, ‘Naabalım beya, insanın mayasında var çingenelik’ der.

3.tekil şahsa ithafen söylenen ‘naptı beya’, sözü size söylenmiştir. Alışırsınız.

CoffeeShop+Nargile >> Cafe+Bar

Şu an o kadar büyüdü ki, ve o kadar çok öğrenci var ki değişti tabi bu hayat. Cafe Barların yerini, CoffeeShoplar ve Nargileciler aldı. Tekirdağ için ayrı bir yazı hazırlıyorum. Ama burada da bahsetmeden geçemeyeceğim. Çünkü Klavye denince 30sene öncesine gittim. O dönemin şehri o kadar güzeldi ki.


Share:

Lambada ve Canlı Müzik

Uh Lambada mı? Yasak Dans Mı?? Nası Ola Ki? Lambada çalıyoruz o dönem. Başka parça da yok müthiş popüler. Yeni çıkmış daha. Bende de kulak…

Read More

Bir Cağaloğlu Pidecisi

Güvenç erken yaşta okumaya başladığı ilkokulun sonunda, Anadolu Lisesi Sınavına girip, iyi bir derece almıştı. Tekirdağ’dan Özgür Özdoğan ile Cağaloğlu’daki İstanbul Erkek Lisesi’ni kazanmıştı. Sene…

Read More

Klasik Gitarcıyım Ben Heyt

Klasik Gitara Geçiş Yolu Bu klavye bana gitarın yolunu da açtı. Güvenç’in yazlıkta unuttuğu klasik gitarı, otonom öğrenme yetimden dolayı 1 hafta sonra döndüğünde, Bach…

Read More
About the author

Kıvanç Kaplan:

0 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × 1 =