Amsterdam’da Şı-Şı-Şı
Yurtdışı Hikayeleri – 3. Amsterdam’da Şı-Şı-Şı

BeyazYaka son zamanları. 2017 fln. Satış ekibiyle birlikte Almanya’da 2 ayrı fuar ziyareti için, müdürümüzden Özgen ve bana, bütçe & araştırma talebi geldi.
Bir alışveriş listesini bile excelde yazmadan anlayamayan ben, hemen liste yaparak işe koyuldum. 10 küsür organizasyon firmasıyla bağlantıya geçip tarihleri, lokasyonları, kişi sayılarını verdik. Çok sık yurtdışına çıktığımız için bazı direk uçuşların çok pahalı olduğunu bildiğimizden, yakın bir havalimanına inip, kara yolu veya trenle ulaşmanın da hesaplarını yaptık. Örnek olarak Hanovere direk gitmek yerine, Hamburga uçup oradan trenle geçmek, ciddi maliyet düşürüyordu. Biz de bütçeden bu şekilde avantajlar çıkarıyorduk.
İlk fuar Hannover’de. Almanya’nın kuzey batısında şehir. Senelerce gittik, rehber olacak kadar sokaklarını biliyoruz. Bu sefer Hamburg’tan değil de Amsterdam da yakın olduğundan ordan gitsek nasıl olur düşüncesiyle başladık işe. Bu düşünceyi müdürümüzü de işleye işleye Amsterdam’da konaklamalı yapıp, şehir gezmeli, rehberli bir motivasyon turuna dönüştürdük. Harika bir organizasyon yapmış olduk. Hem de bütçe içinde kalarak. Amsterdam > Hannover > Münih gezimiz olarak set ettik.
Amsterdam’a inip otele yerleştik, rehberle bi şehir turu attık, çiçekler, otlar, bisikletler, yel değirmenleri gezdik. Tekne turu da yaptık. Yemekler yendi, ve benim vampir olduğum saatlere nihayetinde geldik.
Meşhur coffee shoplar. Doğal ürünler. Bana bişey olmaz ya diye, kekleri yedik, tütün de içtik. Tütün veren eczacı kıyafetliler, kronik uykusuzluğumdan olan göz altı şişikliğimden, beni herhalde uzman sanıp en sert ikramlarını yaptılar sağolsunlar. Kültür mantarını da tadacaktım ama kapalıydı ilk gün allahtan.
Şehiri yürüyerek turlamaya başladık, Her taraf köprü. Suyun üzerine kurulmuş, hatta eksi rakımda olan bir şehir. Red Light Streetten geçtik. Kültür, Tiyatro turlaması işte. Kaybolalım dedik. Ordan sağa dön, şimdi sola, düz gidelim bakalım diye diye ilk başladığımız yere bi şekilde geldik. Ben nasıl oluru anlamıyorum. Labirentteki fare gibiyim. Dedi çocuklar “abi gel bunu bi bira içerek konuşalım.”
Bara oturduk. Biraları içiyoruz. Bitmeyen bira yapmışlar, içiyorum içiyorum bitmiyor. 50.ye soruyorum çocuklara, ya biz karşıdan karşıya geçmeden, nasıl karşıya geçtik de buraya döndük? Sorunun karmaşıklığını geçtim, Şı şı şı şı zaten damağım yapışmış. Şı dedikçe susuyorum.
Kutu fıçı bira ilk çıktığı dönemde de benzer bi konuşmamız olmuştu Cihan’la. “Abi Efes iyi yapmış bu Fıçı birayı. Gerçek Fıçı bira gibi, ama tam Fıçı içindeki gibi de değil. 3 Fıçı üzerine, 1 fıçı daha bir içmek lazım, Tuborg da Fıçı birayı yapmalı, ama Efes’in fıçısı daha iyi” diye, bıdı bıdı konuşurken, içerden yeni uyanmış Güvenç çıkıp, “Yeter ulan, sabahtan beri Çı Çı Çı Çı Çı, beynimi yediniz.” Demişti.
Dönelim Şı Şı Şı’ya. Çocuklar bana açıklıyorlar ama tekrar tekrar soruyorum, çünkü karşıdan karşıya diye başladığımda kafam karışmaya başlıyor.
Bu bardak boş kalmayacak diye bi talimat da vermedim ama otururken 5 birayı da gömmüşüm. Meğerse garson yenileyip getiriyor sürekli, ben de aynı birayı içtiğimi sanıyorum. Tabi şehirde sistem hazır, şeker doğal düşünce wafflecılar her yerde. 2şer tane gömüyoruz Oğuz’la. Oğuz’a diyorum ki “o kakaolu kekin yanında beyaz kek de vardı onu yemedim.” Çocuk gibiyim. Ondan da alıyorum. Yürüme mesafesinde olan Dom meydanındaki otelimize, neden tramwayla gittiğimizi anlamadan, bi şekilde varıyoruz.
2.katta odamız ama asansöre binelim diyoruz. O 2 kat bitmek bilmiyor. Sanki Gökdelenin penthouseuna çıkıyoruz. Odaya girdiğimizde o kadar bira üzerine, çişimi yapmam gerektiğine karar veriyorum. Bitmiyor çiş, 10dk işiyorum. Oğuz diyor ki, “abi ben seni duşa girdin sandım.” Gülme krizine başlıyoruz 1 saat. Neyseki sabah oluyor. Otelden çıktığımızda Wafflecının yanda olduğunu görüyorum. Tramwaya neden binmiştik o kısım bende yok. Wafflecı da Türkmüş, ben adamla ısrar Almanca konuşmaya çalışıp, Kruvasana da sürekli KuruHasan demişim. Karşıdan karşıya geçmeden, karşıya nasıl geçtiğimizi de İstanbul’a dönünce, Amsterdam haritasına baktığımda anladım. Şehir dön dön kelebekmiş.
0 Comments