Kıvanç Kaplan Bir Yarı Deli'nin Günlüğü
8 Ağustos 2025 / 0 Comments / Anılarım, Genel, Gezi & Seyahat

İtalyan Bavul Kalsın

Yurtdışı Hikayeleri – 2 İtalyan Bavul Kalsın

Beyaz yaka dönemimin sonlarında, aynı sektördeki başka bir şirkette benzer bir göreve transfer oldum. O dönem yatırım yapan, ve sektördeki en iyileri toplamaya çalışan bir firma idi. Çift yabancı dilim yine fayda edecek, ithalat ve ürün müdürlüğü görevinde, ayın neredeyse iki haftasını yurtdışında geçirdiğim dönemim olacaktı. Almanya, Avusturya, Hırvatistan, Macaristan gibi ülkelere sıkça seyahatim oldu. Buralarda mevcut ve yeni firmalarla toplantı yapıp, şartların uygun olma durumunda exclusive anlaşmalar yaptık. Patronu buraya son pazarlık ve fiyatlar için götürüp, beynimin hızlı çalışabilmesi için gerekli kafeini alıp, simultane tercümanlık da yaptım.

Exclusive anlaşmalar önemli. Çakallar çok. Yeni bir ürünü bulup piyasaya sunduğunda, anında araştırıp o ürünün firmasıyla yazışmaya başlıyorlar. Türk ticaretinde ekmeği “Ahmet Market” yerine fırından almak mantığı varken, bu işlerde esas Ahmet Markete para kazandırmama amacı daha hakim maalesef.

Şirketimizin dinamikleri çok hızlı. Beklemeye tahammül yok. Patronumuz özel birisi, işkolik, çok hızlı düşünüp, aldığı anlık kararlarla yönetiyor firmayı. Yani “bugün şuraya, yarın oraya gidiyoruz. 1 saat sonra toplantı yapıyoruz” gibi beklenmedik kararlara karşı hazırda bekliyoruz. Avrupa seyahatlerine beraber çıktıysak ayrı bir spontane durum. Gittiğimiz gün ve yer belli ama dönüş muamma. Bir bakmışsın Slovenyanın tarla yollarında fabrika aradıktan sonra, Zagrep’ten Macaristan’a trene binip, Budapeşte’de teknede patronun akrabasının doğumgününü kutlayıp, oradan bi araba kiralayıp Viyana’ya geçmişiz. Otel odalarında nerede uyandığımı hatırlamadığım zamanlar vardı. Tuvaletle banyosu ortak olan, ranzalı öğrencilerle Hostellerde de kaldık, kaloriferleri yanmayan buz gibi otel odasında havlu atıp, banyodaki sıcak suyu açarak ısınmaya çalıştığımız yerlerde de.

Bir gece telefonum çaldı, arayan patron.

“Kıvanç yarın İtalya’dan takım elbiselerim alınacak. Sende vize var. Sabah gidip gelirsin, kolay gelsin.” Çok sık çıktığım için, 5 senelik Shengenliyim. Pasaportumun yaprakları eski vizeler ve giriş çıkışlarla neredeyse dolu. Yabancı dil de var, hallederim diye beni gönderiyor haliyle.

Bologna’ya sabah gidip akşam geleceğim. Yanıma körüklü büyükçene boş bir bavul aldım. Körüksüz hali ince olduğundan yanımda taşıyabiliyorum. Bavul içine bir kaç eşya da koydum ki kıllanılmasın. Aynı gün gidiş geliş olduğundan giderken THY’dan checkin yapıp dönüş biletinin de çıktısını aldım.

Sabah henüz 11 olmamıştı ki, Bologno’da takım elbiseleri alacağım mağazaya girdim. Dönüş uçağım 17te. Takım elbiseleri, körüğü açıp güzelce bavula koyup meydana çıktığımda, “ne yapacam lan ben bu bavulla bu kadar saat burda?” dedim. Hemen mağazaya geri dönüp, Cem Yılmaz’ın meşhur taklidi olan ‘Torbalar kalsın, biz biraz dolaşacağız’ diyip çantayı bıraktım. Bu boşlukta ne yapabilirdim diye baktım. Florensa ya da Roma’ya gidip gelmek 3 saat sürer, gezmek için yeterli süre kalmaz diye vazgeçtim. Baktım tur otobüsleri dolaşıyor. Yapacak bir şey olmadığından üst kata çıkıp katıldım. Kulaklıkla tüm Bologna’yı dolaşıp ezberledim. 1 saati yedim böylece. Sonra bi italyanı çevirip burada nerede pizza yiyebilirim diye saçma bir soru sordum. Her taraf onların lahmacuncusu sonuçta. Adam da ilginçti. “Do you speak English”e müthiş bir özgüvenle “of course” demiş, bana pizza dükkanını tarif ederken de “turn left” derken eliyle sağı göstermişti. Tabi ki sağa dönüp o pizzacıda güzel bir pizza yedim. Tekrar meydana döndüm, filtre kahve yerine orada espresso içebilceğimi görüp 2 tane ondan gömdüm. Ducati showromu gezdim, meydanı 3 kez turladım falan.

O kadar çok Avrupa meydanı gördüm ki, hepsi birbirine benziyor. En beğendiğim belli rutinlerle oyuncukların döndüğü Münihteki Marianplatz’dır. Onun dışındakiler hepsi neredeyse aynı. Bir Bremen ziyaretimde, Bremen mızıkacıları heykelini ararken 4 tur atmıştım. Meğerse ufacık köşeye koymuşlar. Boyu da nerdeyse benim kadar. Herkes eşeği ayağını tutup dilek dilediğinden o elle tutulan yer bembeyaz olmuştu.

Dönelim Bologna’ya. Yapacak bir şey kalmadığından, sıkıla sıkıla sonunda mağazadan bavulu alıp havalimanına gittim. Hazır biletim elimde olduğundan sıraya girmeden direk kapıya geçtim. Çanta içindekiler patronun değerli takım elbiseleri olduğundan yanımdan ayırmıyorum. Millet sıradayken haklı olarak söylendi. Koca bavulu nası almış yanına, çık çık çık falan. Ben de istifimi bozmuyorum. Elimde bilet var. Çantada da sabahki çıkartma duruyor. Kapıya kadar bana kimse nereye dememiş. Ayrıca sana zararı ne.

İnsanlar kendi yapamadıklarını başkası yapınca onu şikayet ediyor. Bu konuyla ilgili çok güzel bir fıkra vardı. Cehennemde ülkeler çukurlara ayrılmış, her çukurun başında da bir zebani var. Birbirine tutunup çukurdan çıkmaya çalışanı tekrar içeri atıyor. Bir tek Türkiye’nin başında zebani yok. Sormuşlar Zebaniye “Türklerin başında neden sizden biri yok?” diye. Zebani de, “Hiç gerek yok, Türkler, biri çukurdan çıkmaya çalıştığında paçasından tutup aşağı çekiyor” diye.

Neyse içeri girdik bir şekilde. Tabi körüğü açılmış bavul yukarı girmedi. Patronun kaşmir kabanı dahil, tüm takım elbiselerini üzerine giysem çanta hafifler miydi acaba? Bavulu oturacağım koltuğa koyup herkese yol verip, eyvah diye terlemeye başlarken imdadıma Hostes yetişti. Bir kişi gelmemiş. O boş koltuğa gidip emniyet kemeriyle bavulu oturttuk. Akşam patrona gidip bavulu teslim ettim elbiseler buruşmamış şekilde. Benim de böylece günü birlik bir bavul ticareti bir maceram olmuş oldu.


Portakalili Tekame

PORTAKALİLİ TEKAME Bizim gençliğimizde Tekirdağ’ın merkezinde çok güzel bir bina vardı. TKM yani ‘Tekirdağ Kültür Merkezi’. Bir sürü anı biriktirdiğimiz yerdi bizim. Cihat ve Mithat…

Read More

Kıvanç Şef’ten Dublex Pizza!

🍕 Kıvanç Şef’ten Dublex Pizza! 💪 Çift tortellini ekmekli Alt kat: cheddar ve rende mozzerella, Üst kat: domates rende, kekik, rende mozzerella Üzerine dileğiniz malzeme…

Read More

Eskişehir

Eskişehir 98de gelmiştim en son, çok şey değişmiş, mükemmel bir şehir olmuş. Ateş tuğlası duvarlar, cepheler Avrupa şehri olmuş. Tıpkı Viyana’daki gibi huzur geldi bu…

Read More
About the author

Kıvanç Kaplan:

0 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8 − 5 =